Bilgi:

Özel PEV Ortaokulu 8-D Öğrencisi Alper CANBERK, birçok alanda gösterdiği akademik ve sosyal başarıları sayesinde ABD’den çok sayıda okuldan davet mektubu almıştır. Kendisi New York’taki Lawrenceville School’un davetini kabul etmiştir. Alper, lise yaşamına ABD’nin New York kentindeki bu okulda devam edecektir. Bu röportaj kendisinin eğitim ve ABD’ye geçiş sürecini kapsamaktadır.

AMERİKADA LİSE EĞİTİMİ BAŞVURU VE KABUL SÜRECİM

Neden Amerika?

Amerika, dünyada eğitim ve bilim alanında çok ileride bir ülke. En yeni bilimsel gelişmeler Amerika’dan çıkıyor. Bunun sebebini Stanford Üniversitesinin yaz okuluna gittiğimde gördüm. Amerikan okullarında çok fazla olanak var ve genç araştırmacıların hayallerini süsleyen projelere verilen maddi ve manevi destek çok büyük. Başvurduğum okullarda dev konferans salonlarından bilgisayar ve robotik laboratuvarlarına, olimpik havuzlardan buz hokeyi stadyumlarına, müzik ve sanat salonlarına kadar her şey var. Bütün bu tesis ve imkânlar okullardan mezun olan başarılı kişilerin finansal desteği ile yapılmış ve öğrencilere sunulmakta. Ben gelecekte bir bilgisayar programcısı olmak ve robotikle ilgilenmek istiyorum. Bu konularda Amerika’daki okulların bana çok yararlı olacağına inanıyorum.

Ayrıca, Amerikan eğitim sisteminin en dikkat çekici özelliği, kişiye özel ders programları yapılması ve öğrenci odaklı olması. Türkiye’de şu ana kadarki eğitim sürecimde beni en çok zorlayan durum; sınıfta tüm öğrencilerin -yani 20 kişilik sınıfın- ilgi alanları, bilgi seviyesi ve yetenekleri dikkate alınmaksızın matematik, tarih, fen bilgisi, sanat ve sporda aynı ders programına tabi olmasıydı. Gideceğim okul ise nisan sonu itibari ile bana bir mail gönderdi, bu sayede yeni ders yılı başlamadan dört ay önce online sınavlarla matematik, İspanyolca, Japonca ve diğer farklı derslerdeki seviyemi bir kez daha tespit ettiler ve bana özel ders programı yapmak için veri toplamış oldular.

 

Amerika fikri ilk ne zaman aklına geldi?

10 yaşındaydım, ailemle 2012 yılında Facebook şirketinde staj yapan abimi ziyarete gittiğimizde iyi olduğunu düşündüğüm İngilizcemle Amerikalılarla iletişim kurmakta sıkıntı çektim ve bu beni daha fazla İngilizce öğrenmek için motive etti. Dönüşte PEV Kolejinin ortaokula başlayan öğrencilerine haftada 18 saat İngilizce dersi veren bir hazırlık sınıfı olduğunu öğrenince PEV’e kaydımı yaptırdık. Hazırlık sınıfı (5.sınıf) bittiğinde İngilizce seviyem o kadar iyi bir yere gelmişti ki abimin önerisiyle Stanford Üniversitesinin düzenlediği programlama ve robotik konulu yaz okuluna başvurdum, katıldığım online matematik sınavını geçerek kabul aldım. Bu yaz kursunda geçen 15 günlük süre sonunda İngilizcemin günlük ve akademik hayat için yeterli seviyeye gelmiş olduğunu gördüm. Yaz okulunda dünyanın değişik ülkelerinden seçilmiş benim yaşımdaki çocuklarla birlikte üniversitede görevli bir doçentten bilgisayar ve robotik dersi almam, yaşım gereği beni çok mutlu etti. Kendimi değerli hissettim, işte o an bende geri kalan eğitimime Amerika’da devam etme düşüncesi oluştu ve Amerika’da lise eğitimi almak hayallerimi süslemeye başladı. Yaz okulu dönüşü bunu ailemle paylaştığımda onların da bu hayalime destek olacağını duymak beni çok heyecanlandırdı.

Liseyi Amerika’da okumak için ne gibi hazırlıklar yaptın?

8.sınıftan önceki temmuz ayında hazırlıklara başladım ve okullarla ilgili çeşitli araştırmalar yaptım. Amerika’nın en iyi liselerine girebilmek için birçok kriter gerekiyordu. Bunlardan ilki, uluslararası kabul görmüş bir İngilizce sınavı olan TOEFL sınavıydı. Bu sınav kişinin İngilizce okuma, dinleme, konuşma ve kompozisyon yazma becerilerini ölçüyor. Birçok üniversitede doktora yapmak için bu sınavdan 120 üzerinden 85 almak gerekiyor. Benim girmeyi arzu ettiğim liseler ise 100 puanın altındaki bir TOEFL sonucunu kabul etmiyordu. Ama çabalarım sonuç verdi ve ben bu puanı geçerek birinci adımı attım. TOEFL’dan sonra Amerika’nın TEOG’u niteliğinde olan ISEE adlı bir sınava girdim. Bu sınavda da çok başarılı oldum, hatta sınavın matematik bölümünde Amerika’nın ilk 1%’lik dilimine girdim. Şimdi diyeceksiniz ki “Alper sen bu işi halletmişsin, başka ne kaldı ki?” Asıl önemli ve zor kısım bundan sonra başlıyor. Amerikan liseleri sadece sınavlara değil yeteneklerinize de çok önem veriyor. Yaptığınız ders dışı aktiviteler, bitirdiğiniz kurslar, katıldığınız kamplara ilişkin sertifikalar, çektiğiniz müzik videolarınız, dâhil olduğunuz projeler vs. bu bölümde ne kadar çok belge gönderirseniz sizin lehinize değerlendiriliyor. Bunlar dışında her okul sizden farklı konularda birkaç kompozisyon veya kısa hikâye istiyor. Hatta bazıları karakter değerlendirme testlerine (Self Assessment Tests.) tabi tutuyor. Bütün bunlar kabul komisyonlarında değerlendirildikten sonra mart ayında sonuçlar belli oluyor.

Senin en çok zorlandığın noktalar neler oldu?

Aslına bakarsanız bu sınavları ve kompozisyonları tek başıma kolayca halledebilirdim. Ancak bu yıl TEOG yılımdı ve Amerika için yaptığım bu ekstra çalışmanın okul başarımı etkilememesi için çok uğraştım. Her iki ülke sınavlarına zaman ayırabilmek için eve geldikten sonra hiç dinlenmeden çalışmaya geçmem gerekiyordu. Zaman yönetiminde ustalaştım. Günün en güzel aktivitesi yatağıma uzanıp aniden uykuya dalmaktı. Ama bu da çok uzun sürmüyordu çünkü ertesi sabah 07.30’da kalkıp okula yetişmem gerekiyordu. Ayrıca TEOG ve diğer sınavlar her nasılsa aynı haftaya denk gelmişti. Ailemin buradaki manevi desteği, annemin yaptığı güzel yemekler ve babamın beni ihtiyacım olan her yere zamanında yetiştirmesi sayesinde bu süreci minimum stres ile atlattım.

Mülakat için gittiğin okullarda nelerle karşılaştın?

Amerika’daki liseler aday öğrenciyi tanımak için çok uğraşıyorlar. Bu yüzden mülakat her başvurunun önemli bir parçası. Bu okulları yakından keşfetme fırsatını ilk kez mülakatlar sırasında elde ettim. Her bir okul en az 180 yıllık ve kampüs büyüklükleri 100 dönüm ile 1000 dönüm arasında değişiyor. Bu alanda eğitim binaları, yatakhaneler, laboratuvarlar, geniş konferans salonları, spor alanları, birden fazla futbol, basketbol, voleybol ve tenis kortu, açık ve kapalı yüzme havuzları, en önemlisi ise öğrencilerin tarım üretimi yaptıkları ve ayrıca biyoloji dersini işledikleri bağ ve bahçeler vardı. Mülakat için gittiğim okullarda, ders yılının devam etmesi dolayısıyla birkaç derse katılma fırsatı verdiler. Orada çok ilginç bir şey gördüm. Dersler arka arkaya yerleştirilmiş sıralar yerine, kocaman yuvarlak bir masa etrafında, maksimum 12 kişilik sınıflarda veriliyordu. Buna “Harkness” metodu deniyordu. Ders bir masanın etrafında öğrencilerin bireysel katılımı ile münazara yoluyla işleniyordu. Bu sistem benim çok hoşuma gitti. Katıldığım ders İngilizce edebiyat dersiydi ve benim de okuduğum bir kitap hakkında konuşuluyordu, söz hakkı alarak derse katıldım. Çok mutlu oldum. Ülkemdeki öğrencilerin de bu metottan yararlanabilmesini çok istedim. Okulların büyüklükleri ve gördüğüm muhteşem organizasyon bana inanılmaz geldi. Kendimi farklı bir dünyada hissettim. İnşallah hayallerim gerçekleşir ve ben de bu imkânlardan yararlanabilirim diye düşündüm. Heyecanım doruk noktasına çıktı.

 Lawrenceville School’u seçme nedenlerin neler?

Mülakat yapmaya fırsat bulamadığım ve dolayısıyla kendimi şahsen tanıtamadığım okullar hariç başvurduğum okulların hepsinden kabul aldım. Ama ben bu okullardan Lawrenceville School’u seçtim. Çünkü Lawrenceville Lisesi Amerika sıralamasında 2016 yılı değerlendirmesinde binlerce okul arasında birinci sırada idi ve her yıl sıralamaları değişen ilk üç lise içinde mutlaka yer alıyordu. Bu okul, 207 yıllık bir okul ve 700 dönümlük bir kampüse konumlandırılan 38 binadan oluşuyor.  Yaptığım araştırmalarda Amerika’nın en prestijli okullarından birisi olduğunu, çok ünlü mezunları olduğunu ve mezunlarının ABD’nin en iyi üniversitelerine rahatlıkla kabul edilebildiğini öğrendim. Bu okulu seçmemin nedenlerinden birisi de okulun çok seçici olmasıydı. Yukarıda açıkladığım baraj sınavlarını geçerek kendisini yeterli görüp başvuran 5 bin yetenekli aday arasından sadece en yetenekli 175’i seçiliyor.  Ben de bu topluluğun arasında olmak istedim. Hayallerimi ve projelerimi paylaşabileceğim arkadaş bulmakta hiç zorlanmayacağımı düşündüm.

Ayrıca Lawrenceville’ın olanakları da sınırsız görünüyor. Hali hazırda 2017 yılında yeniden tasarlanmış geniş bir robotik ve bilgisayar laboratuvarı(binası) var ve bu tesiste en gelişmiş robot setlerinden 3D yazıcılara kadar her şey bulunmakta.  Kampüste her sınıfa yatakhane olarak tahsis edilmiş “house” denen, her biri 20-30 öğrenciye ev sahipliği yapan ayrı villalar var ve her öğrenciye tek kişilik oda seçeneği sunuluyor. Kütüphane için koca bir tarihi bina ayrılmış. Büyük fizik, kimya ve biyoloji laboratuvarları yanında koca bir teleskobu olan gözlem evinin de olması okula olan hayranlığımı artırdı.

Okuldan ve Amerika’dan beklentilerin nelerdir?

Lawrenceville School, bilim insanı olma yolunda bir sonraki hedefim olan ve Amerika’nın teknoloji alanında en önde gelen üniversitesi MIT(Massachusetts Institute of Technology)’de eğitim görme hayalim için büyük bir adım olacak. Bu okullarda sunulan sonsuz imkânları kullanıp kendimi daha iyi yetiştirerek hayal ettiğim teknolojik projeleri hayata geçireceğim ve böylece ülkeme ve insanlığa güzel bir katkıda bulunacağım. Ülkemin ve insanlığın bilim-teknoloji sayesinde kalkınacağına inanmaktayım.

Başvurduğun okullarda seni öne çıkaran ne oldu?

Beni öne çıkaran en büyük etken, Amerika Devlet Başkanı Obama’nın dahi televizyon röportajlarında “programlamanın ülkedeki herkese, özellikle çocuk ve kadınlara öğretilmesi”nin önemini vurgulayan konuşmaları olabilir. Ayrıca bu yaşta programlamaya ilgi duyup epeyce yol alışım, HTML/CSS, Java, JavaScript, Python vb. yedi bilgisayar diline hâkim oluşum, alanla ilgili kabiliyetim, robotik konusundaki çalışmalarım, Japonca ve İspanyolca dil seviyem, matematik sınav neticelerim, ileri düzeyde piyano eğitimi almış olmam da süreci çok olumlu yönde etkiledi. (Başvuru sürecinde “arduino” projemi kodlarıyla birlikte ve algoritmasını anlatarak videoya çekip kabul komisyonlarına gönderdim.) Değerli öğretmenlerimin ve okul müdürümüzün okullara benim hakkımda yazdıkları referans mektupları da  kabuller almamda etkili oldu.

 

Başvuru süreci sana neler kazandırdı?

Yaşadığım yoğun başvuru süreci; “zaman yönetimi”, “İngilizce yazma ve uluslararası bir platformda konuşma ve kendimi ifade etme” konularında gelişmemi sağladı. En önemlisi de kendi yetenek ve sınırlarımı daha iyi bir şekilde kavramış oldum.

 

Geleceğine iyi yön vermek isteyen arkadaşlarına tavsiyelerin nelerdir?

Eğer liseyi Amerika’da okuma hayali kuruyorsanız ortaokul hayatınız boyunca kendinize iyi bir eğitim yatırımı yapın. Yeteneklerinizi keşfetmek için okulun rehberlik servisinden, öğretmenlerinizden ve özellikle ailelerinizden destek alın. Çünkü bu üst düzey liseler; kabullerinde sizin sadece TOEFL, ISEE sınavları ve okul bitirme derecelerinize değil, sanat ve spor alanındaki yeteneklerinize ve özellikle de HAYALLERİNİZE çok önem veriyor. Size başka bir tavsiyem de Türkçe kitaplar yanında bol bol İngilizce roman/kitap okuyun ve ilgi duyduğunuz konularda YouTube gibi sitelerden İngilizce videolar ve altyazısız İngilizce filmler izleyin. Çünkü başvuru sürecinde iyi bir İngilizceye, nitelikli kelime bilgisine çok ihtiyacınız olacak. Sadece derslere değil müzik, sanat ve spora da önem verin ve  yetenekli olduğunuz konularda kendinizi geliştirin.

 

Bu başarıya ulaşmanda emeği geçenler kimlerdir?

Öncelikle okulumuzu ve bizleri dünya çocukları ile buluşturmayı gerçek bir amaç edinen ve bu yolda Oxford İngilizce dil eğitimini bizlerle buluşturan, MUN Club, Destination Imagination(DI), Word Cup, Urfodu gibi uluslararası organizasyonlara her sene katılımımızı sağlayan ve bizleri bu yönde teşvik eden Pamukkale Eğitim Vakfı Kurucu Temsilcisi Prof. Dr. Mehmet Meder’e; bu projeleri gerek fikirleri gerek üstün gayretli çalışmaları ile gerçekleştiren, bu zorlu süreçte kişisel ve psikolojik gelişimimle ilgili desteğini esirgemeyen Özel PEV Okulları Genel Müdürü Sayın Pınar Kaya’ya; yolumu açan İngilizce öğretmenlerime, hayallerime ulaşmamda olağanüstü desteklerini esirgemeyen Matematik Öğretmenim Işın ORPAK ÇEVİK’e,  Fen Bilgisi Öğretmenim Aylin PALA’ya, Sosyal Bilgiler Öğretmenim Osman ÖNAL’a, Türkiye’den ayrılmadan hemen önce, Türkçeye bu derece vakıf olmamı sağlayan, moral olarak beni hep destekleyen sınıf ve Türkçe Öğretmenim Mustafa ŞAHAN’a ve bu zorlu süreçte her zaman benimle olan sevgili aileme ayrı ayrı çok teşekkür ediyorum.

 

Alper CANBERK

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on Google+Pin on PinterestShare on LinkedInShare on TumblrEmail this to someonePrint this page